Kasım 23, 2010

Once Upon a Time in Ankara

video


                   “evet, onun nasıl bir orospu çocuğu, nasıl eli kanlı bir kaatil, nasıl adi bir göt olduğunu ben de gayet iyi biliyordum, bilmez miyim? ama yine de o benim hayattaki tek…”
                 tek sevdiğimdi. Allah belanı versin.

Kasım 03, 2010

Her gece sana bir şeyler karalamadan yatmamayı adet edindim sanırım. Bir iki post atarım, sıkılırım, içim soğur diyordum ama öyle olmuyormuş be nazlı çiçeğim. Her cümleden sonra daha fazla virgül kullanmak, böyle upuzuuuuun hiç ucu sonu gelmeyecek paragraflar oluşturmak istiyorum noktalara rastlamadan. Senin bana biçtiğin tek imla ve noktalama işareti şüphesiz noktalı virgüldü. Türk Dil Kurumu bilseydi eğer bana çektirdiğin azabı, tüm sözcüklere ambargo koyardı. Lafı çok dolandırmayacağım. Neyse ne.
video

           Severdin sen bu müziği. Diğer şeyler gibi bunu da sevdirmiştin. Bu müzik eşliğinde, kullandığın arabanın ön koltuğunda ...  iyi geceler sevgilim.

Kasım 02, 2010

Sana Dair ..

video
Bazı hayaller vardır hani; kıçınızı yırtsanız, ağzınızla telefon direğine tırmansanız, hırsınızdan orta yere sıçsanız da olmaz, acı gerçekler o hayalin yerini dolduramaz, otorite boşluğundan yararlanamaz. Böyle acınızdan iki büklüm olursunuz, sürekli kusacakmış gibi bir ifade oluşur yüzünüzde ama gülümsemeye çalışırsınız konu komşuya, dişinizi sıkarsınız acınızdan basurunuz azar sonra kalkarsınız üstüne bir de acılı ezme yersiniz ama nafile. Hala içiniz soğumamıştır falan. Olabiliyor böyle şeyler hayatta. Her şey biz insanlar için evet..” deyip de ortalığı savaş alanına çeviren, kalbinizi sizden çalan ‘Mekke Bedevisi’ için aynı şey söz konusu değil tabi. Bu tip yaratıklar önce sinsi sinsi avına yaklaşan bir kaplan gibi ilerler, hedefini belirler ve sırf can sıkıntısını geçir(t)mek için her türlü yalana, dolana, arsızlığa, gaspa başvurur üzerinizde. Siz de inanırsınız. Tıpkı benim gibi..
Lisedeydim sanırım. Birden hezeyana gelmiştim. Ve mesaj atmıştım sana. Epey mesajlaşmıştık falan. Görmediğin birini sevmiştin hani sen. Ya da öyle aksettirmiş olmalısın ki ben hala atlatabilmiş değilim bana yaşattığın vurgunu. Neyse ne.
Tarih dersinde tek öğrendiğim şey ‘zaman kendini tekerrür eder.’ sözüydü. Bunu o zamanki deneme sınavlarına yansıtamasam da şu an it gibi başımı sallayaraktan öğrendiğimi tescilliyorum bu sahnede bendime. Bir diğer anlayamadığım şey de Türkçe derslerinde kullanılan ‘kaçan kovalanır.’ Söz öbeğiydi. Aklım almıyordu bunu. Kim kaçıyordu? Kim kovalıyordu? Kovalayan madem kaçanın kaçtığını biliyorsa neden hala bıkmadan, usanmadan kovalamaya devam ediyordu? Allah’ım ne karmaşık şeylerdi bunlar. Sen kovalıyorsun onlar kaçıyor. Sen istiyorsun onlar ağzına bir parmak bal çalıp kaçıyor. Daha çok istiyorsun, ama salla sümük ağlayarak yollara düşüyorsun aradığın kişi kapsama alanına çoktan varmış, çitleri geçmiş, gözden kayboluvermiş. Sen tüm megapiksellerini açmışsın ama radara yakalanıyorsun. Buradaki radar da diğer kız oluyor kanımca.
Her Öss öncesi sancılı bir dönemim olmuştur. Tam sınava ya bir ay ya da bir hafta kala çok değil, sen bir mesaj, bir çağrı ataraktan tüm metabolizmamı alt üst etmişsindir. (Bkz: teknolojinin soğuk yüzü) Bu böyledir. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Sonra sen kazanıp basıp gitmişsindir, ardından su döküp gelmeni bekleyen, Türkan Ablamızın ‘dönüş’ filmini izleyip izleyip iç geçiren, gözyaşlarımla evdeki peçetelerin kökünü kurutan ve dönüşün için Yasinler, tebarekeler okuyan ben olmuşumdur.
Ve bir çok böyle boktan olay olmuştur. İstediğin zaman gelmişsindir, götün sıkışınca, istemediğini, beğenmediğini anlayınca siktir olup gitmişsindir. Ama yalancı, dolancı, utanmaz, arsız hep hep ve hep ben olmuşumdur ne hikmetse. O değil de benim için hiçbir zaman bir hayal olarak kalamadın sen. Hep fazlasıydı. Yüce yaradana hep yalvarıyordum, hafızamdaki senden karelerden daha fazla olsun diye. Gözyaşlarımla uykuya ağıt yakıyordum. Kaç izmariti daha sabahın ışıklarında söndürüyordum. Bazı geceler uzun oturulur ya hani, düşünmekten cinnet geçirecek hadde gelirsin falan, “neden?”, “nasıl?” diye isyan etmekten alamazsın kendini, 5n 1k’ya bağlarsın olayı ama nafile. Sen onu düşünürken o gönlünü başkasına vermiştir çoktan. Onun da kuyruk açısı vardır. Ama seni zerre siklemiyordur. Elinden oyuncağı alınmış, şekeri yere düşmüş, annesi tarafından sokakta azarlanan çocuk gibi boynun bükülmüştür bir defa. Kralı gelse düzeltemez seni. İncinmişsindir bir kere. Sıçtığımın teknolojisi her şeye bir tedavi şekli buluyor da, bu gönül işlerinde kanayan, kabuk bağlamayan yürek yarasına alternatif tıp bile çare olamıyor. Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb. Kılma dermân kim helâkim zehri dermândadır.” Dememiş miydi Fuzuli. Gerçekten çok fuzuli geliyor bana da verdiğin değer ama ne yapayım nazlı yarim, seni seviyorum. İlk defa utanarak söylüyorum ki bunu seni canımı istesen, gözümü kırpmayacak kadar çok seviyorum. Allah benim belamı verecek. Sen benim sınavımsın. Buna eminim. İsyanım sana değil kendime. İşte böyle de arabeske bağlarım : )
Şu an kaldığım yurtta bir kız var, o da sizin oralardanmış. Nasıl kara kaş, kara göz.. bir de sevgilisi var, öyle tatlılar ki, yemin ederim gözlerinde sana baktığımda oluşan o sevgi kümesini gördüm. Bunun adı ‘aşk’tı sevgilim. Yazdıklarımı hiç okuyamayacaksın belki de bilmiyorum. Ama artık ben bu yükü tek başıma taşıyamıyorum.

Ekim 31, 2010

farketmedi sevdan beni

     ne demeli, ne yazmalı, ne söylenmeli bilinmez. hala inatla karşıma çıkmakta, hayatımın ta amına koymaya çalışmaktasın. ama artık aldırış eder miyim yalanlarına sence? bu defa yemem. işsiz kalmak out, blog yazarlığı in vesselam. blog yazmayı tamamen bırakmışken yine yeni yeniden neden ayaklandım onu da bilmiyorum inan. ama birden kusmak istedim, sana olan boşvermişliğimi. feysbuk yine birbirinden güzel, birbirinden özel insanlar önermekte. ha bu arada ilişkin varmış. o değil de profilin açık kalmış nazlı yarim, adım kadar eminim kocaman bir kasıt olduğuna. neyse ne.
     dün gece sabaha kadar köpek gibi içtim -içmek dediysek sigara yav- ağladım yine. sanki içimde, taaa derinlerde kabuk bağlayan eski yarayı kanatmıştın yine. nasıl sancıdı, nasıl durmak bilmedi kan. benden sonra öyle derin bir inzivaya çekilmiştin ki sevdiceğim, trafik kazası falan geçirip öldüğünü bile düşünmüştüm bir ara. ama görüyorum ki hala birilerine çirkef atmaya, laf anlatmaya mecalin varmış. bu işler böyledir ama değil mi tatlım? sen ekersin, biçersin, sabırla bir tebessümünü beklersin kaymağını hep başka tikicanlar yer. ne güzel unutmuştum seni. atlatmıştım kendi halimde. neden hala karşıma çıkıyorsun ki. senin sikinde bile olmadığı şu saatlerde senin için ağlayan, dua eden bir çift yürek bıraktın arkanda. farketmedi sevdan beni.

     haa unutmadan bugün benim doğumgünümmüş. hiç beklemediğim anda beni mutlu eden fevkaladenin fevkinde insanlar vardı bugün yanımda. minnettarım sana tanrım! adios. besos.